Çalışma Hayatının Önemli Sorunlarının Çözümü ve Çalışma Barışının Önşartı Sosyal Diyalogtur...

Bir yılı daha birçok sorunla birlikte geride bıraktık. Bütün iyi dileklerimize, umutlarımıza rağmen, yeni yılda üstesinden gelmek zorunda olduğumuz birçok sorun bizi bekliyor. Bunların başında da, yılın son günlerinde ülke gündemine oturan Tekel işçilerinin eylemleri geliyor. Öncelikle şunu söylemek isterim ki, hak ve ekmek mücadelesi yapan Tekel işçilerine, Abdi İpekçi Parkında polisimizin sert tavrı bizi son derece üzdü. İşçilerimize sıkılan biber gazı aslında demokrasimize ve toplumsal hoşgörümüze sıkılmış oldu.
Aslında Tekel işçilerinin bu eylemleriyle, özelleştirmelerin başladığı 90'lı yıllardan bugüne kadar gelen, özelleştirme mağdurları konusu yeniden ülke gündemine taşındı. Bilindiği gibi, Hükümet özelleştirmeler nedeniyle işsiz kalanlara çözüm bulmak, emeklilik haklarını elde edene kadar çalışmalarını sağlamak için 657 sayılı kanunun 4. maddesine c fıkrasını eklemiş ve on binlerce özelleştirme mağduru iş sahibi olmuştu. Ancak çalışma sürelerinin kısalığı, ücretlerinin düşüklüğü, sendika, toplu iş sözleşmesi ve kıdem tazminatı gibi haklardan yararlanamamaları, sorunu bugünlere kadar taşıdı. Şimdi çok daha fazla özlük haklarına sahip olan Tekel işçileri, bu koşullarda 4-c'yi kabul etmiyorlar. Hükümetin 4-c uygulamasına ilişkin getirdiği iyileştirmeler de çözüm için yeterli olmuyor. Tekel işçileri mücadelelerini sürdürüyorlar.
Biz TÜRK-İŞ topluluğu olarak bu mücadeleye başından bu yana destek oluyoruz. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu'nun aldığı destek eylemlerine katkı veriyoruz. Tekel işçilerinin mücadelelerinde onların yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Dileğimiz sorunun bir an önce çözülmesi, başta Tekel işçileri ve onlarla aynı durumda olan Selüloz-İş Sendikamız üyesi işçilerimiz olmak üzere diğer 4-c'li çalışanların haklarını almaları.
    *    *    *
Özelleştirmeye ilişkin sorun yalnızca Tekel ile sınırlı değil. 2000 yılında özelleştirme programına alınan milli şeker sanayimiz de, Hükümetin ve Özelleştirme İdaresi'nin kararları ile çok ciddi bir çıkmazın eşiğine sürüklendi.
Kar eden şeker fabrikalarının özelleştirilmesi halinde sosyal amaçlarla kurulmuş bu fabrikaların birçoğu kapanacak, pancar tarımı ve şeker üretimi ile sektörel istihdam daralacak, yaklaşık 6 milyon kişi bundan doğrudan etkilenecek. Bu süreçle birlikte  köyden kente göç olgusu, büyük kentlerde güvenlik sorunları ve terör olağanüstü boyutlara ulaşacak. Dört milyar dolarlık yatırımı bulunan Türk şeker sanayii çökecek ve Türkiye pancar şekeri üretiminde stratejik önemini yitirecek.
Bizim baştan beri savunduğumuz, şeker sanayinin özelleştirilmesi değil, özerkleştirilmesi. Sektörde devlet-işçi-çiftçi üçlüsünün birlikte rol alacağı yeni bir model oluşturulması. Bunun için de Şeker-İş Sendikamızın mücadelesine destek vermeye, bu sorunu sektörü ve işçimizi koruyarak aşmaya gayret ediyoruz. 
    *    *    *
Yıl biterken, Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun işveren ve hükümet kesimi temsilcilerinin belirlediği, 2010 yılında geçerli olacak asgari ücret, belirleniş tarzı ve oranıyla, ülkemizde ve çalışanlarda büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Hükümet tarafından önceden belirlenmiş ve işveren kesimince benimsenmiş olan asgari ücret, Komisyon iradesini yok sayan bir anlayışla karara bağlandı.
Asgari ücret, işçinin ekonomik ve sosyal durumunun iyileştirilmesi için önemli bir araç ve sosyal devlet olmanın gereği olan bir uygulama. Bu uygulamanın bir amacı da, çalışanların düşük ücretlere karşı korunmasının yanı sıra rekabetin emek sömürüsüne yol açmadan yapılması. 
Asgari ücreti belirlemekle görevli Komisyonun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın çağrısı üzerine yapılan açılış toplantısına Sayın Bakanın katılmaması ve TÜRK-İŞ temsilcisine söz verilmemesi yalnızca komisyon üyelerine, TÜRK-İŞ'e ya da sendikalara karşı değil, asgari ücretle çalışan milyonlarca işçiye ve ailesine yönelik incitici bir tavır oldu. TÜRK-İŞ bu tavrı protesto ederek toplantılara katılmadı.
Asgari ücret daha yürürlüğe girmeden, ardı ardına yapılan zamlarla, çalışanlar bir kez daha mağdur edildi. 2009 yılının son gününde yapılan zamlarla, asgari ücrete yapılan artış yok olup gitti.
Bütün bu gelişmeleri dikkate alarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı'na bir mektup gönderdim. En temel ihtiyaçları bile karşılamaktan uzak kalan yeni asgari ücretin bir an önce tekrar gözden geçirilmesinin bir zorunluluk olduğunu belirttim. Bunun çalışma barışı ve sosyal diyalog için gerekli bir çaba olacağının altını çizdim. Bu çağrımın, aileleriyle birlikte milyonlarca insanımızı ilgilendiren asgari ücrette yapılacak düzenlemelere bir katkı yapacağını umuyorum.
    *    *    *
Önümüzdeki dönemde bizi bekleyen diğer bir gelişme de, 2821 sayılı Sendikalar Yasası ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası'nda yapılacak değişiklikler.
Bakanlığın bu yasalarla ilgili olarak daha önce hazırladığı taslakların bazı olumlu düzenlemeleri var. Ancak taslakta yer alan ve bizim için kabul edilemez maddelere de TÜRK-İŞ olarak tepkimizi ortaya koyduk. Bazı maddelerde geri adım atıldı ancak yasaların bütününde, kabul edemeyeceğimiz bir anlayışın hala hakim olduğunu görüyoruz. Sendikal alanı kaosa sürükleyecek, sendikaları ekonomik ve örgütlü güç olarak güçsüzleştirecek düzenlemeleri kabul etmemiz mümkün değil. Bu konudaki mücadelemiz de önümüzdeki günlerde bizi bekleyen zor görevlerden biri olacak.
    *    *    *
İşçilerin mal gibi alınıp satılmasına neden olacak, özel istihdam bürolarının işçi kiralama faaliyetine izin veren yasa tasarısı, bilindiği gibi, Sayın Cumhurbaşkanımızın müdahalesiyle gündemden kalkmıştı. Ancak son günlerde basında yer alan haberlere göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın bu yasa tasarısını yeniden gündeme getirmek istediği anlaşılıyor.
Özel istihdam bürolarına, istihdam ettiği işçileri kiralama yetkisi veren bu yasa tasarısı, iddia edildiği gibi, istihdamı artırmayacak, tam tersine çalışma barışını bozacaktır. Bu açıkça bir kölelik yasasıdır.
Demokrasi dışı, insan haklarına aykırı, işçi komisyonculuğunu, işçi simsarlığını, kölelik düzenini getiren, çalışanların ekonomik ve sosyal haklarını, iş güvenliği haklarını, sendikal örgütlenme özgürlüğünü ortadan kaldıran bu yasanın yürürlüğe girmemesi için mücadelemizi yükselteceğiz.
    *    *    *
Görüldüğü gibi, önümüzdeki günlerde oldukça yoğun bir gündemimiz var. Sorunlarımız çok. Bu sorunların çözümü için herkese düşen görevler var. Bize düşen görev, birlik olmak, güçlerimizi birleştirmek ve dayanışma içinde sorunların çözümüne katkıda bulunmak.
Ancak sorunların çözümü için yalnızca bizim çabalarımız yetmiyor. Ülkeyi yönetenlerin de çalışanların sorunlarına karşı en az bizim kadar duyarlı olmaları, sorun yaratmak yerine sorun çözmeyi amaçlamaları, çalışma barışını tesis etmeleri gerekiyor. Bunun yolu da sosyal diyalogdan, birbirimizi doğru anlamaktan geçiyor.
Ancak daha önceki bakanlar döneminde, Çalışma Bakanlığı ile kurduğumuz sosyal diyaloğu ve karşılıklı iyi niyeti, son dönemde sağlamakta bazı güçlükler yaşıyoruz. Sayın Bakanın ve bürokratlarının sendikalara ve işçi sorunlarına karşı yaklaşımları, sağlıklı bir işbirliği kurmamız önünde engel oluşturuyor. Ülkemiz tarihinde ilk kez, üç işçi ve bir işveren konfederasyonunun, Çalışma Bakanına yönelik yayımladıkları bildiri, konunun ciddiyetini ortaya koyuyor.
Yazımın başından bu yana anlatmaya çalıştığım gibi, çalışma yaşamının büyük sorunları var. Bu sorunların çözümü hükümet, işçi ve işveren kesiminin birlikte üreteceği politikalarla olacak. Dileğimiz Sayın Bakanın bu yanlış tutumundan bir an önce vazgeçmesi, sosyal diyaloğa önem vermesi ve sendikalarla işbirliği içinde olmasıdır.
    *    *    *
Bütün bu genel sorunların yanında, işkolumuza ilişkin sorunlarımız da yok değil. Her fırsatta dile getirdiğimiz bir gerçek var: Demiryollarına tarihinde hiç yapılmadığı kadar bu dönemde yatırım yapıldı, teknoloji yenilendi, hızlı trenin ilk etabı hizmete girdi. Ancak unutmayalım ki, bütün bunların gerçekleşmesinde demiryolu işçisinin özverisi ve çabasının etkisi büyük.
Demiryollarına yapılan bu yatırımın amacına ulaşması için her alanda kalifiye personelle desteklenmesi gerekiyor. Bu kaçınılmaz bir gerçek. Bunu her platformda dile getiriyoruz, anlatmaya çalışıyoruz. İşçi takviyesi olmadan kurumun istenen verime ulaşmasının zor olduğunu biliyoruz. Bu konuya önümüzdeki dönemde de önem vermeye devam edeceğiz. Kuruma işçi alımını sağlayana kadar her platformda bu talebimizi dile getireceğiz.
    *    *    *
Acısıyla, tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık. Sorunlarımız çok. Ancak unutmamak gerekir ki, her gelen yıl bizim için yeni bir başlangıçtır, umuttur. Umudumuzu yitirmeden bu zor günleri birlikte atlatacağımıza, işçilerimiz için daha güzel ve yaşanası bir dünyayı ve Türkiye'yi birlikte kuracağımıza olan inancım tamdır. Bu duygularla, başta demiryolcular olmak üzere, emeği ve alınteriyle geçinen tüm arkadaşlarımız ve ailelerinin yeni yıllarını kutluyorum. Yeni yılın onlara sağlık, mutluluk ve huzur getirmesini diliyorum.


Başkandan

image
Sevgiyi, barışı, kardeşliği her şeyden üstün tutalım...
Tekel işçilerinin eylemleri nedeniyle, geçtiğimiz yılın son aylarında başlayan har...

Devamı


Şimdi: 24°C
ED: 17°C - EY: 31°C
Ankara, TÜRKİYE

Son Dakika