vC4CV6yPWbPl

Emeğin Hukuku Kurultayı Gerçekleştirildi…

vC4CV6yPWbPl
27.05.2015 tarihinde Av. Özok Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen Emeğin Hukuku Kurultayı açılış konuşmalarıyla başladı.
Kongreye, TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, Disk Genel Başkanı Kani Beko, çok sayıda hukukçu, akademisyen, sendika başkanları ve basın mensupları katıldı.

Kongrede bir konuşma yapan Atalay konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Barolar Birliğinin kıymetli Başkanı ve çalışma arkadaşları, Disk’in, Hak-İş’in kıymetli Genel Başkanları ve çalışma arkadaşları, sendikalarımızın değerli Genel Başkanları,  değerli hukukçular, öğretim görevlileri, değerli katılımcılar ve basın mensupları…Hepinizi TÜRK-İŞ adına, şahsım adına saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli Katılımcılar;

Özellikle sayın Baro Başkanımıza onun çalışma arkadaşlarına teşekkür ediyorum. Arkadaşlarımızla zaman zaman önemli meselelerde yan yana geldiğimiz zamanlar oluyor. Ama böyle kapsamlı bir kurultay ilk defa yapılıyor. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.  Türkiye’nin buna ihtiyacı var, çalışanların buna ihtiyacı var. Biz sendikacıların daha çok ihtiyacı var.

Sendikalar, meslek kuruluşları, STK’lar demokratik toplumun ayrılmaz parçasıdır ve varlıklarını bu yapı içinde korur ve geliştirirler. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü kavramlarının savunulması ve bu ilkelerin hayata geçirilmesi ve yerleşmesi için hukuk kuralları içinde ve çevresinde birlikte çaba gösterirler.

Geçtiğimiz günlerde TÜRK-İŞ olarak 16. Çalışma Ekonomisi Kongresini yaptık. Bu Kongreyi Çalışma Ekonomisi bölümü olan üniversitelerimizden her sene bir vilayette yapıyoruz. Önümüzdeki haftada özellikle çalışma hayatını ilgilendiren meslek hastalıkları uzmanlarının düzenlediği çalışanların sağlığı ve meslek hastalıkları sempozyumunun 2. yapılacak. Yine TÜRK-İŞ ve sendikalar olarak bu konunun içinde her sene de olmaya devam edeceğiz. Emeğin Hukuku adı altında ortaklaşa düzenlediğimiz özellikle bu işi organize eden baromuzla bu toplantının önemini ilk oturduğumuz zaman Sayın Başkanla konuşurken ben de heyecanlandım. Bu toplantının yapılmasının uygun olacağını düşündük. Burada yapılacak olan tespitlerin, işçi haklarının ileriye götürülmesi açısından faydalı olacağını düşünüyorum. Çalışma hayatı bakımından çok önemli gördüğümüz başlıklar altında konular tartışılacak. Bu başlıklar;  iş güvenliği ve iş sağlığı, özelleştirme, taşeronluk, özel istihdam büroları, işçi hakları ve iş güvencesi, sendikasızlaştırma…  Bu başlıklar altında hocalarımızın görüşleri ve tespitlerinden istifade etme imkanı bulacağız. Ama bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Emeğin, hukuku,  işçilerin daha da geniş ifadesiyle çalışanların temel hak ve özgürlükleriyle ilgilidir. Çalışma ilişkilerinin düzenlediği mevzuattır. İş davalarında son tahlilde işçi lehine yorum yapılması, uygulanması söz konusudur. Ancak bu uygulamada hakim olan ekonomik yaklaşımın bir sonucu olarak, ortadan kaldırılmaya çalışılmakta olduğunu görmekteyiz. Zaman içinde işçi sağlığı iş sağlığına dönüşmüş, iş güvencesi yerine iş yeri güvencesi seslendirilmeye başlanmıştır. İşletme menfaati ön plana çıkarılmak istenmekte, çalışma hayatının bu gün yaşanan çıkmazlarının temelinde ülkede uygulanan politikalar bulunmaktadır. TÜRK-İŞ çalışma mevzuatında iki nedene bağlı olarak değişiklik yapılmasından yana olmuştur.

SJU6TSEOI240

Değerli katılımcılar;

Şu anda biz bu toplantıyı yaptığımız zaman ülkemizde 4 çalışanımız iş kazasında can veriyor. Özellikle 2014 yılında 13 Mayısta Soma’da, 6 Eylül’de Şişli’de 7-8 Ekim’de Ermenek’te 329 kardeşimiz iş cinayetine kurban gitti.

Bu sayı fazla olduğu zaman ülke gündemine düşüyor iki gün evvel İpsala’da baraj inşaatında, evvelsi gün Kazan’da çimento fabrikasında yine Salı günü İstanbul’da metro inşaatında 6 kardeşimiz iş cinayetine kurban gitti. Sayı fazla olunca Türkiye ve basın görüyor. Ama sayı az olduğu zaman kimse görmüyor. Bizim sendikalar olarak üzerimize düşen sorumlulukları net bir şekilde okumamız anlamamız gerekiyor. Daha iki gün evvel, esnek çalışma, kıdem tazminatıyla ilgili konular Çalışma Bakanlığında yapılan bir toplantıda yine gündeme geldi.

Şu anda Bursa’da malumunuz 45 gündür devam eden kamuoyunun bildiği 10 gündür devam eden bir gelişme var. İşçi arkadaşlarımızın Renault’ta başlattığı eylemlerin arkasından başka fabrikalara da problemler yayıldı. Büyük bölümü iş başı yapmasına rağmen 2-3 yerde bu olaylar devam ediyor. Sendikaların karşısında hükümet işveren olur ona göre bir duruş sergilersiniz. Şimdi sendikaların, sendikacıların özellikle ülkedeki patronların ve ülkeyi idare edenlerin düşünmesi gereken bir şey var. Sendikalar ve sendikacılar olarak berrak ve şeffaf olmak durumundayız. Bursa’dan hepimize büyük bir mektup var, iyi okumamız lazım. 30 yaşın altında örgütsüzlenmeye doğru giden bir yapı var. Diyorlar ki biz sendika istemiyoruz, Bursa’da TÜRK-İŞ’e bağlı 55 bin metal işçisi var, TÜRK Metal’e bağlı toplam 180 bin metal işçisi var. Bunlarla ilgili ders çıkarmak durumundayız. Metal sendikamız sosyal sendikacılık yapısını Türkiye’de uygulayan iyi sendikalardan bir tanesi. Ama biz 30 yaşın altındaki insanları anlamakta zorluk çekiyoruz. Sosyal alemde bilgisayarın başında işi olmayan beş altı kişi bu işi sevk ve idare ediyor. Bunlar zaman zaman da değişiyor ama bizim burada üzerimize düşeni, TÜRK-İŞ’in başkanı olarak iyi okumam gerektiğini biliyorum. Sendikalar bu mektubu iyi okuması gerektiğini biliyor ama bizden evvel bu ülkeyi idare edenler okumalı. Patronlar daha çok kazanacağım diye kuralsız düşük ücretle çalıştırmaktan vazgeçmeli, sendikacılarda yeni bir yapılandırma içine girmek durumunda.  10 gün sonra bu ülkede seçim var. Biz bu ülkede çalışanlar 13 milyon sigortalı var, 3,5 milyon kayıt dışı var, 4 milyon çiftçi, 6 milyon emekli var. Bizleri topladığınız zaman bu ülkenin 50 milyonuyuz. Siz bizlerden şanslısınız, biz 50 milyonda üç kişi yokuz. Ben siyasilere suç bulmuyorum bu işin suçlusu biziz, sendikaların başkanlarıyız, ziraat odalarının başkanlarıyız, biz yanlış yapıyoruz galiba.

Hukukçulara saygı duyuyoruz, benim oğlumda hukukçu.  Zannediyorum 100’ün üzerinde hukukçu mecliste olacak bu seçimde. Ama biz 50 milyonuz iki üç kişiyiz. Bu durumu gözden geçirmek durumundayız. Kürsüden konuşup mesele anlatmak kolay, söylediğinin arkasında durup takipçisi olmak lazım. Biz Bursa ile ilgili 10 gündür gündemde mesela ama 45 gündür devam ediyor bu durum zaman zaman tek kale maç oynanıyor.  Kamu oyu önünde derdimizi anlatmıyoruz sanki potansiyel suçlu gibi, sendikayı beğenmezseniz değiştirirsiniz, şubeyi beğenmezseniz değiştirirsiniz, TÜRK-İŞ Başkanını beğenmezsiniz değiştirirsiniz, TÜRK-İŞ’i beğenmezseniz değiştirirsiniz ama örgütsüzlük o kadar tehlikeli bir yapı ki onu özellikle bu ülkede belli insanlar körüklüyor. Biz basının yüzde dördünde örgütlüyüz basın bizi günlerdir temsil ediyor. Yüzde dördünde örgütlü olunan bir basında demokratikleşmeden nasıl söz edilebilir. Söyleyecek çok şey var, emeği olan herkese teşekkür ediyorum, hoşçakalın”.

Kurultayın açılış konuşmalarının ardından oturumlara geçildi.
10999900_1414120518910119_6588194751147283944_n

Soma Faciası Türkiyenin Kanayan Yarasıdır…

12039203_1497401017248735_959273929280759654_n

TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay TÜRK-İŞ topluluğu adına 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da meydana gelen ve ülkeyi derinden yaralayan iş kazası/cinayetinin birinci yıldönümünde bir açıklama yaparak “Soma faciası Türkiye’nin kanayan yarasıdır” dedi.

13.05.2015 tarihinde Soma’ya giden TÜRK-İŞ Genel Başkanı Atalay, burada yaptığı açıklamada, 301 maden işçisinin şehit olduğu iş kazası sonrasında iş sağlığı ve güvenliği mevzuatında ve çalışma şartlarında birtakım düzenlemeler yapılmasına karşın, faciaya ilişkin dava sürecinin devam ettiği ve sorumluların halen cezalandırılmadığına dikkat çekildi.

Genel Başkan Ergün Atalay’ın açıklaması şu şekildedir:

“Soma’da 13 Mayıs 2014 tarihinde Türkiye’nin en büyük maden kazası meydana geldi. 301 maden işçisi şehit oldu, yüzlerce dul ve yetim geride kaldı. Meydana gelen “iş cinayeti” ülkeyi ve toplumu derinden sarstı, uluslararası alanda da üzücü biçimde yankılandı. Faciadan etkilenenlerin sosyo ekonomik ve psikolojik durumlarını iyileştirmeye dönük çalışmalar yapıldı. Üye sendikalar ve işçilerimizle birlikte TÜRK-İŞ topluluğu onlara destek oldu, gereken katkıyı yaptı, yapmaya da devam etmektedir.

Aslında “Soma Faciası” yıllardır işçi kesiminin dile getirdiği, düzeltilmesi için çaba gösterdiği olumsuz çalışma koşullarının gündeme taşınmasını sağlamıştır.

Soma’da yaşanan maden kazası, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gerçekliğini ortaya dökmüş, daha da görünür kılmıştır. İş güvenliği alanında çok büyük ihmallerin bulunduğu, çalışma şartlarının acımasızlığı, sömürü çarkının sürmesini sağlayan yapı -bir kez daha- açığa çıkmıştır.

Ulusal ya da uluslararası rekabet gerekçesiyle, işçilerin çalışma ve yaşama koşulları giderek bozulmuştur. Gelişmiş ülkeler, insana ve çalışana değer vererek ekonomik büyümesini sağlamaktadır. Öncelikli amaç, insana yakışır çalışma ve yaşama şartlarını oluşturmaktır. G20 ülkeleri arasında yer alan ülkemizin işçi sağlığı konusundaki yetersizlikleri ülkeye yakışmamaktadır.

Yaşanan iş kazası sonrası, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatında, madencilerin çalışma ortamı ve şartlarında birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Ancak toplum vicdanının huzura kavuşması bakımından öncelikle yapılması gereken, gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlamak ve dava sürecinin bir an önce sonuçlanarak sorumluların hak ettikleri cezayı almasıdır.

Böylesi faciaların bir daha yaşanmaması için alınması gereken önlemler ve yapılması gereken politika değişiklikleri bir an önce yerine getirilmelidir. Bundan amaçlanan çalışma ortamını insana gelebilecek bir takım tehlikelerden ve kazalardan arındırmanın ötesindedir. Temel yaklaşım çalışma ortamının insancıllaştırılmasıdır. İşçilerin sadece çalışma şartları değil yaşama şartlarının da “insan onuruna yaraşır” bir düzeyde olmasıdır.

TÜRK-İŞ bu doğrultudaki çalışmalarını sürdürecektir.

Soma Faciasının birinci yıldönümünde, şehit işçilerimize rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.”