D6FCEF82-8047-416B-B4FB-1F5F28FC6627

Genel Başkanımız Ergün Atalay’dan Açıklama…

ATALAY, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bugünün çalışma hayatı açısından önemli bir gün olduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından taşeron işçilere verilen kadro müjdesinden memnun olduklarını söyledi.

Genel Başkan Ergün ATALAY taşeron işçilerin kadroya alınması kararıyla ilgili, “Uzun yıllardır çalışma hayatının en büyük sorunlarından biri olan taşeron işçiliğin ortadan kaldırılması yönündeki kararı memnuniyetle karşılıyoruz. Taşeron işçilerin kadroya alınması yönünde verdiğimiz mücadelenin başarıya ulaşmasının mutluluğunu yaşıyoruz.” dedi.

Müjdenin 850 bin taşeron işçi ile bu işçilerin aileleri göz önünde bulundurulduğunda, yaklaşık 4,5 milyon kişiyi doğrudan ilgilendirdiğini vurgulayan ATALAY, şunları kaydetti:

“Taşeron işçilik büyük bir sorundu. Bu sorunun ortadan kaldırılması için önemli mücadeleler verdik. Sorunu sürekli gündemde tuttuk. Bunun neticesinde ilk olarak dört yıl önce Karayolları Genel Müdürlüğünde Yol-İş Sendikamıza üye 10 bine yakın işçi arkadaşımızın kadroya geçirilmesini sağladık. Bunun ardından siyasi partiler, taşeron işçilere kadro vaadine seçim programlarında yer vermeye başladı. Bugün gelinen noktada uzun yıllardır çalışma hayatının en büyük sorunlarından biri olan taşeron işçiliğin ortadan kaldırılması yönündeki kararı memnuniyetle karşılıyoruz. Taşeron işçilerin kadroya alınması yönünde verdiğimiz mücadelenin başarıya ulaşmasının mutluluğunu yaşıyoruz.”

– “Talebimiz geçici işçilerin kurumlarında 12 ay üzerinden çalışmaları”

ATALAY, şeker fabrikaları başta olmak üzere çay işletme, demiryolları ve orman işlerinde çalışan mevsimlik işçilerin istihdam sürelerinin artırılmasının uzun yıllardır talepleri arasında yer aldığını belirterek, 5 ay 29 gün olan çalışma sürelerinin yeni düzenlemeyle 9 ay 29 güne yükseltileceğini kaydetti.

Söz konusu 9 ay 29 günlük sürenin önemli olduğunu ancak beklentilerini karşılamadığını ifade eden ATALAY, “İlgililerle bu süreyi tekrar konuşacağız. Talebimiz geçici işçilerin kurumlarında 12 ay üzerinden çalışmaları. Kadro olmuyorsa bu ikinci talebimizin hayata geçmesi gerekiyor.” dedi.

ATALAY, 4/C statüsündeki çalışanların 4/B statüsüne geçirilecek olmasını olumlu bir gelişme olarak nitelendirdi.

Sendikal örgütlemenin önündeki engellerin de ortadan kaldırılması gerektiğini dile getiren ATALAY, şunları söyledi:

“Bazı sendika yetkilileri illerde, belediyelerde, kamu kuruluşlarında ‘Biz hükümetin sendikasıyız, bizim sendikamıza üye olmanız gerekiyor, üye olmazsanız kadroya geçemezsiniz’ gibi kelimeler sarf ediyorlar. Bu tür söylemlerde bulunanların bu konuşmalardan vazgeçmeleri gerekmektedir. Bu söylem akıl tutulmasıdır ve akıllı bir söylem değildir. Bu tür söylemlerde bulunanların da söylemlerinin yalan olduğu açık ve net bir şekilde ortadadır. İşçinin sendikası olur, ülkenin sendikası olur. Hiçbir belediyenin, siyasi partinin, patronun sendikası olmaz. Olursa da onun adı sendika olamaz.” dedi.

Genel Başkan Ergün ATALAY, ayrıca kadroya geçen taşeron işçilerine 52 gün üzerinden gerçekleşen ilave tediye (ikramiye) müjdesini verdi.

24-kasim

Demiryol-İş Sendikası Yönetim Kurulu 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla bir kutlama mesajı yayımladı.

Yönetim Kurulu mesajında şu ifadelere yer verildi;

“Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’e “Başöğretmen” ünvanı veriliş tarihi olan 24 Kasım Öğretmenler Gününü kutlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, öğretmenlerimize, “Öğretmenler; yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” sözleri, Türk öğretmenine duyduğu güvenini ve beklentiyi ifade etmektedir. Bu sorumlulukla çağdaş uygarlığa ulaşmada kendilerine büyük görevler düşen öğretmenlerimiz, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin bağımsızlığını sonsuza kadar savunacak ve yaşatacak nesilleri yetiştirmek için, her türlü fedakârlıkta bulunmaya devam edeceklerdir.

Öğretmenler aydınlığın simgesi, toplumun bütün kesimlerine yol gösteren birer önderdir. Bireylerin yetişmesinde büyük rol üstlenen ve bizleri geleceğe hazırlayan fedakârca çalışan vatan sevdalısı kahramanlardır. Bedeli hiçbir maddi karşılıkla ölçülemeyecek kadar saygın, çok özel, çok yüce bir meslek sahipleridir. Öğretmenlik, emek, özveri, sabır ve hoşgörü isteyen, öğreten ve öğrenen arasında güven ve sevgi ilişkisine dayanan bir meslektir. Topluma hizmet veren her mesleğin saygın olduğu bir gerçektir. Bütün meslek mensuplarını yetiştirip hayata hazırlayan öğretmenlik mesleği ayrı bir kutsallık taşımaktadır. Öğretmenlerimiz sevgi ve fedakârlık gerektiren ağır bir sorumluluk gerektiren kutsal bir görev yapmaktadırlar.

Ülkemizin her köşesine ulaşarak fedakârlıkların en büyüğünü gösteren, eğitmeyi ve öğretmeyi bir ideal olarak benimseyip ülkemizi çağdaş medeniyet seviyesine çıkarma gayreti gösteren tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyor, bu vesile ile Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm vefat eden ve şehit olan öğretmenlerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle anıyor, hayatta olan tüm öğretmenlerimize de en içten sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.”

1

TÜRK-İŞ’TEN GEÇİCİ İŞÇİLER HAKKINDA YAZI

TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu, kamuoyunda geçici işçi olarak bilinen 5 ay 29 gün geçici iş pozisyonunda çalıştırılan işçiler hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı’na yazı yazdı.

2

Yazıda şu ifadelere yer verildi;

“Çalışma hayatında çözüm bekleyen konulardan birisi de geçici işçilerin sorunlarıdır.

Bilindiği üzere, 2007 yılında çıkarılan 5620 sayılı Kanun’la, kamu kesiminde altı aydan fazla çalışan geçici işçiler daimi işçi kadrolarına alınmıştı. Ancak aynı kanunun geçici 1. Maddesiyle, 6 aydan daha az çalışan geçici işçilerin sürekli işçi kadrosuna geçirilmeyeceği ve geçici iş pozisyonlarında çalıştırılmaya devam olunacağı düzenlemesi yapılmıştır.

Kanun sadece 2006 yılında altı ay çalışanları kapsadığından, başta şeker fabrikalarında, tarım işletmelerinde, demiryollarında, bazı üniversitelerimizde ve orman idaresinde yıllardır çalışanlar kadroya alınmamıştır. Bu şekilde yirmi-yirmi beş yıl çalışmak durumunda olan işçiler mevcuttur. Halen devam eden bu haksızlığın ve mağduriyetin giderilebilmesi maalesef şimdiye kadar mümkün olmamıştır.

Geçici işçiler ilgili kanun gereği yılda en fazla 179 gün (5 ay 29 gün) çalıştırılmaktadır. Bu işçilerin emeklilik için gereken prim gün sayısını doldurabilmeleri de, kısa süreli bir başka iş bulup çalışabilmesi de, elde ettikleri ücret geliriyle bütün yıl geçinebilmeleri de zor olmaktadır.

Aslında geçici işçilerin çoğu kamunun asli işlerinde çalıştırılmaktadır. Bu işçiler altı aydan daha az çalıştırılırken, aynı iş için, daha sonra taşeron işçisi istihdam edilmektedir. Geçici işçilerin, çalıştıkları kurumun ihtiyaç duyduğu süreler için çalıştırılmaları esas olmalıdır. Böylece işçilerin sürekliliği sağlanacak ve çoğu işyerinde alt işveren uygulamasıyla hizmet alımı ihalesine gidilmesine de ihtiyaç kalmayacak, daha yüksek bir maliyet ödenmesine de gerek duyulmayacaktır.

Alt işveren (taşeron) işçilerinin istihdam şartlarının düzenlenmesi için çalışmaların kısa bir sürede sona erdirilmesi düşünülürken, kamuda çalışan geçici işçilerin sorunu da kapsama alınmalı, işçiler arasında aynım yapılmamalıdır. Yıllardır başarılı olarak çalışan, bilgi, beceri ve deneyimleri ile işyerine faydalı geçici işçilerin mağduriyetleri artık sona erdirilmelidir. Kuramlarının ihtiyaç duyduğu süre kadar (çalışmalarına sekiz ay ihtiyaç duyuluyorsa sekiz ay, on bir ay ihtiyaç duyuluyorsa on bir ay, on iki ay ihtiyaç duyuluyorsa on iki ay) istihdam edilmeleri uygun olacaktır.” denildi.

zonguldak

ATALAY, ZONGULDAK’ta…

zonguldak2

Genel Başkan Ergün Atalay, 21 saatlik madenden çıkmama eylemini sonlandıran işçilere Ankara’daki görüşmeleri aktardı. Sendika binasından madencilere seslenen Atalay, “Şu anda TTK sahalarıyla ilgili çıkan 58. Madde kapsam dışında olacak. Bunun içinde olmayacak. Bir sıkıntımız ve problemimiz yok. Özelleşmeyle ilgili bir tedirginliğimiz ve kaygımız yok” diye ifade etti. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü’ne bağlı maden ocaklarında çalışan işçiler dün sabah madenden çıkmama kararı aldılar. Eylemin 21 saat sonra sona ermesiyle birlikte madenden çıkan işçiler Genel Maden İşçileri Sendikası’nın yolunu tuttu.

Ankara’dan Zonguldak’a gelen Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, GMİS’in penceresinden alanı dolduran onlarca maden işçisine seslendi. TTK’nın sahalarının torba yasadaki 58. Maddeden çıkartıldığını anlatan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, “Bu 58. Maddeyle ilgili 15 gündür süren GMİS’in takip ettiği bir süreç vardı. Bu 15 gün süreç zarfında 3-4 kez Türk-İş’e geldiler. Talepleri şuydu, ’58. Madde meclisten geçerse Zonguldak’taki madenler özelleşiyor’ diye bir tedirginlik vardı. O süreç zarfında konuştuğumuz yetkililerin tamamı özelleştirme olmadığını, kimsenin burnunun kanamayacağını söylemelerine rağmen dün sabah kardeşlerimiz madene girdiler ve bir daha çıkmadılar. GMİS Genel Başkanı Ahmet Demirci Ankara’ya geldi. Enerji Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı’nın bütün bürokratları AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş işin içinde herkes işin içindeydi. Bu konuyu beraber tartıştık. Onlar yine bunun problem olmayacağını söylemelerine rağmen sonra bize sordular. ‘Nasıl rahatlarsınız, ne yazalım?’ Biz torba yasaya 58. Maddeye, ‘Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun devlet eliyle işletilen sahaları hariç’ diye bu iki kelimeyi koymalarını istedik. Onlar da ‘Tamam’ dediler. Öyle anlaştık. Oradan da çıkıp buraya geldik. Şu anda TTK sahalarıyla ilgili çıkan 58. Madde kapsam dışında olacak. Bunun içinde olmayacak. Bir sıkıntımız ve problemimiz yok. Özelleşmeyle ilgili bir tedirginliğimiz ve kaygımız yok” ifadelerine yer verdi.

“PERŞEMBE GÜNÜ MECLİSTE GÖRÜŞÜLECEK”

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Torba Yasa’nın meclise getirilmesi halinde 58. maddenin sendikanın istediği şekliyle yenileneceğinin altını çizdi. Kentteki kullanılmayan madenlerin de özel şirketler aracılığıyla işletileceğinin de altını çizen Atalay, şöyle devam etti: “Bu maddeyle ilgili de Perşembe günü bu yasayı eğer meclise getirirlerse öğleden sonra bir takvimi müzakere yapılacak. Bu madde ilave edilecek. Bizim arzu ettiğimiz gibi olacak. İşin özeti bu. Bunu konuşurken redevanslı sahalar ve kullanılmayan ocaklar var. Onların ifadesi de kısa zamanda buraları büyük firmalar eliyle işletileceğini, insanların buralarda çalışacağını ifade ettiler. Ama bizim için esas ilgilendiren bölüm şu anda TTK’nın kendi sahaları bu kapsam dışında tutulmasıydı. Arkadaşların ve bizim talebimiz oydu.”

“KARAMSARLIĞA KAPILMANIN ANLAMI YOK”

“’Burada Zonguldak’ta özellikle her bir yasa tasarısında gündeme gelen TTK özelleşecek mi?’ sorusu gündeme geliyor. Siz net olarak sordunuz mu? Bakanlığın böyle bir çalışması var mı?” sorusuna ise Genel Başkan Ergün Atalay, “Böyle bir çalışması yok. Böyle bir şey yapmazlar. Böyle bir şey olmaz. Ben buradayım. Allah muhafaza böyle bir çalışma olursa sonra ben kapatırım kendimi aşağıya. Sonra beni çıkartamazsınız. Haberiniz olsun. Bu işin esprisi böyle bir çalışma yok. Problem de yok. Sıkıntı da yok. Karamsarlığa kapılmanın anlamı yok. Özellikle de Enerji ve Çalışma Bakanlığının bürokratlarına teşekkür ediyorum. Samimi söylüyorum bütün bürokratlar elindeki dosyalar ve belgeleriyle sendikacı arkadaşlarımıza bunu ispat ettiler. Arkadaşlarım evine gitsinler dinlensinler” ifadelerine yer verdi.

Atalay, sendika ziyaretinin ardından Zonguldak’tan ayrıldı. Sendika binasının girişinde çorba ikram edilen işçiler, Atalay’ın açıklamalarının ardından evlerinin yolunu tuttu.

adana-sube-ziyareti4

TÜRK-İŞ ve Sendikamız Genel Başkanı Ergün ATALAY, 20 Ekim 2017 Cuma günü Demiryol – İş Sendikası Adana Şube Başkanlığını ziyaret etti.

Burada gazetecilere açıklamalarda bulunan ATALAY, taşeron işçi sorunuyla ilgili olarak, “Taşeronun yıl sonuna kadar biteceğini kamuoyu biliyor. 1 milyona yakın ailesiyle birlikte 5 milyon civarında büyük bir kitle var. Bunların sıkıntıları devam ediyor. Bu sene bitmeden bu sıkıntıların çözüleceğiyle ilgili bütün devlet yetkilileri açıklamalar yapıyor. Ben de bu konudan çok umutluyum. Yıl sonuna kadar taşeronun biteceği kanaatindeyim. Ama biterken işçilik işi yapanın işçi, memurluk işi yapanın memur olması gerekiyor. Bizim TÜRK-İŞ olarak talebimiz bu” diye konuştu.

“Taşeronlular, sosyal haklardan mahrum kişiler”

Taşeron sorununa önceki yıllarda devletin kendisinin şirket kurup insanları orada çalıştırdığından bahseden ATALAY, “Taşeron dışında bir çalışmanın boyutunu bilmememize rağmen devlet bir şirket kurup onun altında çalışacaklar diye bir kanaat var Türkiye’de bunu biliyoruz. Devlet taşeron olmuş bunun bir özelliği yok. Bunu düşünüyorlarsa bundan vazgeçsinler. Taşeron işçiler iş yerine giderken huzurlu gitsinler. Bunlar kıdem tazminatından, sosyal haklardan mahrum kişiler. İnşallah sorunlar çözülecek” ifadelerini kullandı.

İş kazaları

ATALAY, son 8 ayda bin 338 kişinin bir bölümünün iş kazası, bir bölümünün de iş cinayetine kurban gittiğini dile getirdi.

Şırnak’ta kömür ocağında meydana gelen göçüğe değinen Atalay, “Birkaç gün önce Şırnak’ta birilerinin kapalı dediği, birilerinin açık dediği ocakta 7 insanımız göz göre göre toprağın altında can verdiler. Onun öncesinde Siirt Madenköy’de oldu. Son 3 yılda Ermenek, Soma’da oldu.” dedi.

ATALAY, günde ortalama 200 bin kişinin madenlerde çalıştığını vurgulayarak şunları kaydetti:

“Bunların 130 bini kömür madeninde, geri kalanı mermer, bakır, altın ve kumda çalışıyor. 200 bin kişinin bu işlerle ilgilendiği, çalıştığı bir ortamda dünyanın en geri kalmış ülkesinde bile günde 10 işçi iş kazasına, iş cinayetine kurban gitmiyor. İnsanları yaşatmakla ilgili devlet çalışma yapmak durumunda. İşçi Sağlığı İş Güvenliği gibi mükemmel bir kanun yapıldı. Kanunu uygulamazsanız bu kanunun bir önemi kalmıyor. Onun için birinci önceliğimiz imkan varsa kazalarla ilgili sayıyı sıfıra indirmek, imkanlar nisbetinde de ne kadar düşürebiliyorsak bunu aşağıya çekmek. Ağır yaptırımlar uygulamalı. Birisi kapalı ocağı çalıştırıp da orada insanlar ölüyorsa ha silahla, ha ocakta insanların ölmesine sebep olmuşsun. Bununla ilgili biz üzerimize düşeni yapmakla mükellefiz.” dedi.

Düzenlenen toplantıya üyelerimizde katıldı.

demiryol

Türk-İş’den Maliye Bakanına Mektup

Türkiye’de gelir vergisi mükelleflerinin büyük çoğunluğunu ücretlilerin teşkil ettiği malumlarınızdır. Gelir ve kazanç üzerinden alınan verginin yaklaşık üçte ikisi ücretliler tarafından ödenmektedir. Ticari ve serbest kazanç sahiplerinin önemli bir bölümün ise vergi mükellefi yapılamadığı da bilinmektedir.

Ücretliler üzerinde, doğrudan gelir ve kazanç üzerinden alınan vergilerle birlikte dolaylı olarak, mal ve hizmet üzerinden alınan, yapılan harcamalardan kaynaklanan vergiler de söz konusudur. Toplam vergi gelirleri içinde yüzde 70’lere ulaşan dolaylı vergiler çalışanların vergi yükünü daha da artırmaktadır.

Anayasanın “vergi ödevi” başlıklı 73’üncü maddesinde “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür” ifadesi yer almaktadır. Bu düzenlemeden amaçlanan, herkesin kamu harcamalarını finanse etmek üzere vergi ödemek yükümlülüğü olduğu ve fakat bu ödemenin mali güce göre olması gerektiğidir. Çok bilinen tanımıyla vergi adaleti “az kazanandan az, çok kazanandan çok” vergi alınarak sağlanacaktır.

İşçiler üzerindeki vergi baskısı, ücretliler lehine olan ayırım ilkesinden vazgeçilerek vergi tarifesinin teke indirilmesi ve çalışanların üçüncü dilimdeki gelir vergisi tarifesine uygulanan vergi oranının yüzde 20’den yüzde 27’ye yükseltilmesi nedeniyle artmıştır. 2018 yılında yüzde 27 olan üçüncü dilimin yüzde 30’a yükseltilmek istenmesi çalışanları daha da mağdur edecektir. Gelir vergisi tarifesi artışının enflasyonun altında belirlenmesi de bir diğer mağduriyet konusu olmaktadır.

Doğrudan ve dolaylı vergilerin en büyük ödeyicisi olan işçileri, işverenler ile aynı oranlarda vergilendirmek haksız ve adaletsiz bir uygulamadır.

Ücretlilerin üzerindeki vergi yükünün bir diğer önemli ve olumsuz etkisi de, vergi kesintileri nedeniyle işçinin eline geçen net ücretin yılbaşına göre geçen aylar içinde giderek gerilemesidir. Bu konu toplu sözleşme görüşmelerinin de çıkmaza girmesine neden olmaktadır.

Vergi yapısındaki çarpıklık nedeniyle bağıtlanan toplu iş sözleşmesiyle belirlenen ücret zammı anlamını yitirmekte ve sözleşmeyle sağlanan ücret artışının çoğu ilerleyen aylarda gelir vergisi ödemesine gitmektedir. Örneğin 2018 yılında aylık net 3.000 TL olan ücret, Temmuz ayında toplu iş sözleşmesi ile yapılan zamma rağmen yılsonuna doğru aylık 323 TL eksilmektedir. Üçüncü dilim oranının yüzde 30’a yükseltilmesiyle bu eksilme 429 TL olmaktadır.

Türkiye’de vergi alanında gerçek anlamda yapılacak iyileştirme, ancak ücretliler aleyhine var olan bu adaletsiz yapının değiştirilmesiyle mümkün olacaktır. Öncelikle emek üzerindeki vergi yükünün azaltılması ve verginin geniş kitlelere adil bir şekilde yansımasının sağlanması gerekmektedir. Bu ülkenin sağladığı kaynakları kullanarak gelir ve servet elde edenler, topluma karşı yükümlülüklerini yerine getirmeli ve kazançları oranında vergi ödemeleri sağlanmalıdır.

Talebimiz ve beklentimiz, gelir vergisi tarifesinde yapılacak değişikliğin, ücretli çalışanlar aleyhine olan bu haksız ve adaletsiz durumun ortadan kaldırılması ve işçiler lehine iyileştirme getirecek düzenlemelerin yapılmasıdır.